Prof. Dr. Bülent Menteş, aspartam içeren tatlandırıcıların diet kola, şekersiz sakız ve pek çok diyet yiyecek içinde bulunduğunu bu ürünlerin depresyon ve şişmanlık da dahil olmak üzere bir çok yan etkisi bulunduğunu belirtti. Menteş aspartam’ın zararlarını şöyle sıraladı: “Baş v e eklem ağrısı, unutkanlık, bulantı, uyuşukluk, kas spazmı, şişmanlık, migren, depresyon, yorgunluk, huzursuzluk, uykusuzluk, görme ve işitme kaybı, parkinson, kanser.”
Bazı insanların gözlerinin altında, sanki bir darbe görmüş gibi mosmor bir hare oluşur. Bu koyu gölgeler kimi zaman gençlere de uğrar. Bunlarla baş etmek genellikle zordur. Bu lekelerin en yaygın nedeni; cildin zamanla incelmesi sonucunda kılcal damarların görünür hale gelmesidir. Güneş ışınları bu sorunu arttırır. İkinci bir neden; alerjiler veya yüksek ateşle seyreden hastalıklardır.
Önlemler neler?
Bu koyu halkaları kısmen düzelten, artmasını önleyen bazı çareler var. Her şeyden önce, vücudunuzu susuz bırakmayın. Sonra son derece hassas olan göz çevresini güneşten koruyun, uykunuza özen gösterin, yüzünüzü soğuk su ile yıkayın, tuzu azaltın, bol bol balık, sebze ve meyve tüketin. Üzüm çekirdeği extresi, C vitamini ve diğer antioksidanlar kılcal damarların güçlenmesine ve cildin gelişmesine yardımcı olur. Bunlardan yararlanın.
Tedavi şekilleri
Gözaltı morluklarına salatalık ya da patates halkalarının veya çay kompreslerinin iyi geldiğini çoğumuz biliyoruz. Size tavsiye bu malzemeleri poşetle değil, taze olarak ve buzdolabında soğutarak uygulayın. K ve C vitamini içeren göz çevresi kremleri kullanın.
Magnezyum içeriği yüksek olan maden suları; kalbe bağlı ani ölümler ile prostat ve meme kanserinin görülme riskini azaltıyor. Kalsiyum ile magnezyum; kasların düzenli çalışmalarına yardımcı oluyor. Maden suyu, yüksek karbonat içeriği ile mide asidinin fazlalılığını bastırıyor. İçinde bulunan sülfat ise karaciğerin ve safra kesesinin düzenli çalışmasına yardımcı oluyor.
Günümüzde diş tedavilerinde özellikle ön dişlerdeki estetik yaklaşımlarda büyük bir değişim söz konusu. Herkes daha beyaz, daha estetik ve daha özgün bir gülümseme peşinde. Dişlerde kesim ve aşınma yapılmadan uygulanabilen ‘laminalar’ en çok tercih edilen işlemler arasında.
Diş Hekimi ve Protez Uzmanı Çağdaş Kışlaoğlu, lamina yönteminin görünüşü olumsuz yönde etkileyen birçok diş bozukluklarında mükemmel bir kozmetik çözüm olduğunu ifade etti. Lamina kaplamalarda ana unsurun, estetik sorunları olan dişlerin ön yüzlerine, porselenden hazırlanan ince tabakanın yapıştırılarak bu sorunlara estetik bir çözüm getirmek olduğunu açıkladı. Kışlaoğlu lamina kaplamaların, çoğu durumda sağlam yapıları ve bozulmayan renkleriyle dişlere doğal bir güzellik kazandırdığını belirterek aynı zamanda kullanım açısından da oldukça doğal bir yapıya sahip olduğunu belirtti.
Lamina kaplamaların özellikleri nelerdir?
“Laminaların ağız içindeki görünümlerini doğal dişlerden ayırt etmek nerdeyse imkansızdır. Tırnak kalınlığında, istenen renk, boy ve formda özel olarak hazırlanmış bir porselen tabakasının dişin ön yüzüne yapıştırılarak doğal bir görüntü sağlanması amaçlanır. Bu yöntemde porselen kron uygulamasından farklı olarak sağlıklı dişler çok fazla prepare edilmez. Bunun yerine dişin ön yüzünden 0,3-0,7 mm bir diş tabakası kaldırılarak, hazırlanan porselen lamina özel bonding teknikleriyle bu bölgeye yapıştırılır.”
Lamina tedavisinin aşamaları…
“Öncelikle dişiniz işleme hazırlanır, üzerindeki artıklar temizlenir. Ardından dişinizin tam bir kopyasını elde etmek için ölçü alınır. Porselen malzemeden dişinize yapıştırılacak olan tabaka hazırlanır. Porselenden imal edilen bu kaplamalar ince, yarı geçirgen bir tabakadır. Mevcut bir diş üzerine mükemmel bir uyum ve hassasiyetle hazırlanıp yerleştirilirler. İşlem bittiğinde mükemmel bir kaynaşma beklenir.”
Lamina tedavisi ile hangi diş problemleri giderilebilir?
Lamina kaplamaların temel olarak, renk değişikliklerinin giderilmesi amacıyla kullanıldığını belirten Çağdaş Kışlaoğlu belli bir dereceye kadar olan şekil bozukluklarında da uygulanabilecek en iyi yöntem olduğunu belirterek başlıca uygulama alanlarını şu şekilde özetledi;
• Renklenmelerde, bleaching (diş beyazlatma) gibi metotlarla sonuç alınmayan ileri derecedeki antibiyotik, flor vb. lekelerinde kalıtsal yapı ve renk bozukluklarında
• Ayrık dişleri bitiştirmede (diastema kapama)
• Kırık veya aşınmış dişlerin tedavisinde
• Rengi ve yapısı bozulmuş eski dolguların düzeltilmesinde
• Çapraşık ve eğri dişlerin düzeltilmesinde (ortodontik tedavi alternatifi olarak)
Lamina uygulamasının avantajları nelerdir?
Diş Hekimi ve Protez Uzmanı Çağdaş Kışlaoğlu, lamina yönteminin çürük, aşınma, kırık veya yapısal bozukluklardan kaynaklanan durumlarda, dişlerin doğal bir görünüm kazanması açısından en etkili yöntem olduğunu belirterek lamina tedavisinin avantajlarını şöyle sıraladı;
• Diğer restorasyon işlemlerine göre sağlık açısından üstünlükleri daha iyidir.
• Küçük bir müdahale ile sağlıklı ve doğal bir görünüş elde edilir.
• Dişinizde tırnak kalınlığında bir yuva açılması (ki bu da her zaman gerekmeyebilir) yeterlidir.
• Sağlam, renkleri bozulmayan ve dayanıklı malzemelerden üretilirler.
• Porselen yüzeyleri son derece pürüzsüz olacağı için sigara ve benzeri sebeplerden kaynaklanan lekelenmeleri ve diş taşı oluşumlarını minimuma indirmektedir.
• Kahve, çay, sigara gibi dış etkenlerle renk değiştirmez.
• Aşınmaya karşı direnci yüksektir.
• Tedavinin laboratuar aşaması sadece 3 -4 gündür.
“Ancak gülümseme tasarımında bu süre sonunda, dudaklarınızın yeni görünümünüze uyum sağlaması 2 -3 haftayı bulabilmektedir. Bu uyum süresinde bazı dudak egzersizleri yapılması ve özellikle okuma egzersizleri tavsiye edilmektedir. Bu sürenin sonunda yüzünüzle tamamen bütünleşmiş ve yapay olduğu kesinlikle fark edilmeyen yeni dişlerinizle rahatlıkla gülümseyebilirsiniz.”
“Ayrıca İyi bir klinik ve laboratuar çalışması gerektirir. Hekimin ve diş teknisyeninin bu konu üzerine teknik bilgisinin ve sanat yeteneğinin tam olması gerekir.”
Lamina uygulaması uzun ömürlü müdür?
Lamina kaplamaların iyi bir ağız bakımıyla yıllarca sorunsuz olarak kullanılabileceğini belirten Kışlaoğlu, lamine kaplamaların diğer adeziv sistemlerden daha üstün özelliklere sahip porselenden imal edildiklerini ve bu sebeple lekelenme ve aşınmaya karşı daha dirençli olduğunu açıkladı. Ömürlerini uzatmak için ağız bakımına dikkat etmek gerektiğini ifade ederek, çok sert gıdaları ısırmaktan, tırnak yemek gibi alışkanlıklardan kaçınmak gerektiğini sözlerine ekledi.
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, hayatın üçte birinin yatak odasında geçirildiğini, bu nedenle kullanılan yatağın ve yastığın sağlıklı olmasının, uykunun da sağlıklı ve dinlendirici olmasını sağlayacağını söyledi.
Prof. Dr. Yorulmaz, bel kemiği uygun yapıda ya da uygun pozisyonda olmadığında aralardaki sinirlerin sıkışarak gittiği organlarda ağrı, uyuşma, sertleşme gibi sorunlara neden olabildiğini kaydetti.
Uyku sırasında uygun pozisyonda yatmanın bu nedenle çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Yorulmaz, şöyle dedi:
''Uygun pozisyonda yatmamak ve uygun olmayan bir yastık seçimi, baş ağrısı, kaslarda tutulma, horlama, uyku sırasında nefes alamama gibi bazen ciddi sorunlara yol açan şikayetleri ortaya çıkarabilir. Bunun dışında farkında olmadan uykuda üstümüzü açarak yorganın dışındaki soğuğun etkisine de daha fazla maruz kalabilmekteyiz.''
YÜKSEK YASTIK ŞİKAYETLERİ AZALTIR
Uygun bir yastıkla sırtüstü yatmanın, vücudun yatağa ve yastığa yaptığı basıncın dağılımı, sinir ve damarların durumu, kan dolaşımı ve kalbin çalışması ile akciğerlerin rahat soluk alıp vermesi açısından en uygun pozisyon olarak tanımlandığını ifade eden Prof. Dr. Yorulmaz, bu durumda uykuda pozisyon değiştirmenin de daha az olduğunu belirtti.
''Boyun fıtığı, gastroözofagial reflü, KOAH, kalp yetmezliği gibi hastalıklarda yüksek yastıkta yatmak şikayetleri hafifletir'' diyen Prof. Dr. Yorulmaz, şöyle devam etti:
''Yan ya da yüzükoyun pozisyonda yatıldığında, yatağa temas eden tarafa vücudun ağırlığı yüklenmekte ve o taraf daha fazla yük taşımak zorunda kalmaktadır. Sonuçta da organ, kas, kemik, damar ve sinirler daha fazla basınca maruz kalmakta, bunun sonucunda da ağrı, uyuşma, keçeleşme daha sık ortaya çıkmaktadır. Ayrıca bu yatılan taraftaki sıcaklık ve buna bağlı olarak terleme de daha fazla olmakta, üstümüz açıldığında maruz kalınan soğuk ile kas eklem şikayetleri de daha fazla olmaktadır. Bu sorunlara karşı vücudu korumak için, daha fazla ve sık pozisyon değiştirmek durumunda kalan vücut, uykuda yeterince dinlenememektedir.''
YASTIKLAR KİŞİYE ÖZEL OLMALI
Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, günün en kritik saatlerinin paylaşıldığı yastığın sağlık açısından en önemli eşyalardan biri olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
''Yastık uygun büyüklükte, yükseklikte, sertlikte ya da uygun malzemeden yapılmış olmadığında birçok soruna yol açarken, ter, salya, diğer vücut sıvıları, vücuttan bulaşan kir ve sıcaklık ile mikrop ve mantarlar yastık üzerinde çoğalır. Hatta ter gibi sıvılarla yastığın içine kadar girebilir ve bu yastığı kullanan kişilerin ağız, burun, solunum ya da derisinden vücuduna girerek, astım, sinüzit, alerjik hastalıklar da dahil olmak üzere pek çok hastalığa neden olabilir. Sentetik malzemeden yapılmış yastıklarda kullanılan maddelere göre pek çok zararlı kimyasal madde bulaşarak hastalıklara yol açabilir.''
Taze ve bol yapraklı bir ıspanak alın. Bu ıspanakları, brokoli, kabak, mısır ve kırmızı veya turuncu biberlerle zenginleştirin. Bu karışımı düzenli olarak yiyin ve insanların sizin yaşınızla ilgili yaptığı tahminleri hayretle izleyin!
NEMLİ VE ESNEK OLUR
Sizi olduğunuzdan daha genç zannedeceklerine bahse gireriz çünkü, bu karışım cildinizin elastikiyetini korur ve sizin çok daha genç görünmenizi sağlar. Bu bileşenler gözlerinizin de gençliğini korumasına yardım eder. Karotenoid grubuna ait olan iki önemli madde, lutein ve zeaxanthin yeşil yapraklı sebzeler ve yeşil-sarı renkli sebzelerde bulunur.
ZEYTİNYAĞI DA ŞART
Cildiniz bu bileşenleri doğal olarak üretir ve yapılan bir araştırmaya göre bu iki bileşeni ek besinle alan kadınların cildinin daha nemli ve elastik olduğu saptanmıştır. Cildinizin ayna gibi pırıl pırıl olmasını istiyorsanız, içinde zeytinyağı ve kanola yağı olan sosları da yemeklerinizde sık sık kullanın.
Güvenli ama daha az güvenli bir tedaviyi mi, yoksa riskli ama büyük olasılıkla daha iyi bir tedaviyi mi tercih edersiniz?
Bu soruya cevap vermenin kolay olmadığını biliyorum. Çünkü tıp, bir bilim dalı olduğu kadar sanat dalı da... İşte bu nedenle sağlığınızla ilgili büyük bir karar (farklı bir görüşe ihtiyacınız olan küçük bir karar da olabilir) verirken birden fazla uzmanın görüşünü almanız gerekir.
TEDAVİYİ DEĞİŞTİRİR
Aslında her üç vakadan birinde, ikinci bir görüş, tedaviyi büyük oranda değiştiriyor. Hatta bazen ikinci bir görüş, teşhisi bile değiştirebiliyor. Yanlış teşhisi sadece kötü ya da işini bilmeyen profesyoneller koymuyor çünkü yüzlerce hastalık aynı belirtilere sahip olabiliyor. Bazı insanlar, Londra'ya mı Paris'e mi tatile gideceklerine bir türlü karar veremeyince bile en azından 10 kişiyi arayıp sorarken, ikinci doktor görüşü konusunda çekimser kalıyor nedense!
SON DERECE NORMAL
Peki, sizi durduran ne? Kendi doktorunuzu kırmaktan mı korkuyorsunuz? Oysa ikinci bir görüş almak, el yıkamak kadar rutin bir iş olmalı. Eğer doktorunuz ikinci bir görüş almayı gereksiz görüyorsa, bu zaten onu değiştirmeniz gerektiği anlamına gelir. Para konusunda endişeleniyor da olabilirsiniz çünkü bazı sigorta şirketleri ikinci doktorun parasını ödemiyor. Ama neyin altına gireceğinizi bilmek, hayatınızı kurtarabilir ya da kendinizi daha rahat hissetmenizi sağlar. Bizce sağlığınız ikinci, hatta üçüncü bir görüşü hak ediyor.
Sindirim sistemindeki hastalıkları belirlemek amacıyla yapılan endoskopi ve kolonoskopinin yerini artık 3 santim boyutundaki kameralı kapsüller alacak.
KAMERALI kapsüllerin birçok avantajı olduğunu söyleyen Gastroenterolog Dr. Necati Memişoğlu, “Bu yöntemle eskiden içini çok zor gördüğümüz ve kapalı kutu olarak tanımladığımız incebağırsağı tamami ile görebilmek mümkün” dedi.
Üst sindirim sistemi, incebağırsak ve kalınbağırsak için üç ayrı kapsül bulunuyor. Üst sindirim sistemi olan mide ve oniki-parmakbağırsağı için bir kameralı kapsül yutuluyor. 5 metrelik incebağır-sağın tamamını görebilmek için de yine aynı kapsülden yutuluyor. Bu kapsülün farkı ise 8 saat pil ömrü olması. Böylelikle tek kamerası olan kapsül ince-bağırsağın içinde rahatça girip fotoğrafları çekebiliyor. Kalın bağırsak için olan kapsülde ise iki tane kamera bulunuyor. Bu kameralar yutulduktan üç dakika sonra kendini kapatıyor. 1 saat 45 dakika sonra incebağırsağın sonlarına geldiğinde tekrardan açılıyor. Hasta kapsülü yuttuktan sonra beline riseptör adı verilen bir cihaz takıyor. Bunun sayesinde kapsüldeki bilgiler burada depolanıyor ve daha sonra bilgisayara aktarılıyor. Uzmalarda art arda çekilmiş tüm fotoğrafları izleyip teşhisi yapabiliyor.
Memişoğlu, “Eskiden endoskopi ya da kolonoskopiyle incebağırsağın girişinden ve bitiminden 20 santimlik bir alanı görebiliyorduk. Şimdiye kadar incebağırsağı incelemek için iyi bir yöntem yoktu. O incebağırsak kapalı bir kutu gibiydi. Kapsül endoskopi çıktıktan sonra artık incebağırsağı da çok iyi bir şekilde inceleyebiliyoruz” diye konuştu. Kapsülün yaşlılara ve diğer yöntemleri tercih etmek istemeyen ve ergenlik çağını geçmiş olan herkese uygulanabileceğini de vurgulayan Memişoğlu, özellikle kolonoskopiye karşı olan tedirginliğin ortadan kalkacağını söyledi. Kapsül bir kere kullanılıyor ve normal yollarla vücuttan atılıyor.
News Template - Please edit news hereOregon Üniversitesi’nden Jane Mendle ile çalışan ekibin “Child Development” dergisinde yayımlanan araştırması için 1979-1994 yılları arasında anneler ve bu annelerle akraba olan kişilerle her yıl, 1994 yılından sonra ise iki yılda bir yüz yüze görüşme yapılmış. Bu annelerin çocukları ise on dört yaşından itibaren araştırmaya katılmışlar.
Sonuçlara göre yalnız yaşayan annelerin çocukları cinsel yaşama çok erken yaşta başlıyor. Bu kategorideki gençlerin yüzde altmış üçü en az bir kez cinsel deneyim yaşamış. Babaları bazen aile içinde yaşayan gençlerde bu oran yüzde elli üçle sınırlı. Anne ve babası her zaman birlikte olan gençlerin ise sadece yüzde 21’i seks yapmış. Diğer sözlerle babasız büyüyen gençlerde ilk cinsel deneyim yaşı ortalama olarak 15,28, anne ve babanın birlikte yaşadığı klasik ailelerde ise 16,11 olarak ortaya çıkmış. Fakat bilim insanları bu sonuçları çevre faktörlerinden çok genlere bağlıyorlar. Birbiriyle akraba olan ama ailevi durumları farklı olan gençleri incelediklerinde, akrabalık derecesi ne kadar yakınsa cinsel deneyimin yaşandığı zaman da birbirine o kadar yakın oluyor. Bununla birlikte araştırmacılar kalıtımın cinsel davranışlar üzerinde ne kadar etkili olduğunu söyleyemiyorlar henüz.
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Zarifoğlu, AA muhabirine, baş ağrısının, herhangi bir nedene bağlı olmaksızın ya da başka bir tıbbi nedenin sonucu olarak ortaya çıkan, değişik sürelerde yaşanan, kişiyi ağrının şiddeti ve eşlik eden bulgularıyla etkileyen, bir hastalık ya da belirti olduğunu söyledi.
Baş ağrılarının yüzde 90'ını migren ve gerilim tipi ağrıların oluşturduğunu belirten Zarifoğlu, migrenin ataklar şeklinde gelen, en az 4 saat, en çok 3 gün süren, şiddetli zonklayıcı karakterde, bulantı, kusma ve ışık hassasiyetinin eşlik ettiği baş ağrısı şekli olduğunu ifade etti.
Zarifoğlu, Türk Baş Ağrısı Çalışma Grubu tarafından son bir yılda tüm Türkiye'yi kapsayan epidemiyolojik bir çalışma yapıldığını dile getirerek, şöyle konuştu:
''Çalışma, toplumun yüzde 45'inde son bir yıl içinde en az bir kere baş ağrısı yaşandığını ortaya kondu. Yani baş ağrısı, toplumun büyük kısmını ilgilendiren, önemli bir tıbbi ve sosyal sorun. Migren tipi baş ağrısı ise toplumda, yüzde 16.4 oranında görülüyor. Migren, kadınlarda erkeklere göre 3 kat fazla görülüyor. Çalışmada, kadınlar dışında birinci derece yakınlarında migren rahatsızlığı bulunanların, alerjisi ve baş dönmesi şikayeti olanların migrene daha yatkın oldukları görülüyor. Migrene, ayrıca şehirde yaşayanlar, eğitim durumu düşük ve gelir düzeyi yüksek olanlarda biraz daha sıkça rastlanılmaktadır.''
Dünya genelinde, migrenlilerin ancak yarısının en erken zamanda doğru tanı alabildiklerini vurgulayan Zarifoğlu, doğru tanı alanların da ancak yarısının uygun tedavi edildiklerinin gözlemlendiğini ifade etti.
Zarifoğlu, migrenin kadınlarda daha fazla görülmesinin, kadınların hormonal düzeniyle ilgili bir durum olduğunu dile getirerek, menopozdaki kadınlarda migren krizlerinin seyrekleştiğini, hamilelikte de 3 ve 9'uncu aylar arasında migren krizlerinin azaldığına dikkati çekti.
MİGRENİ TETİKLEYEN FAKTÖRLER
Zarifoğlu, migreni tetikleyen faktörler arasında şunların yer aldığını kaydetti:
''Yükseklik değişiklikleri, hava kirliliği, sigara dumanı, parlak veya titreyen ışık, yüksek ve devamlı gürültü, parfüm kokusu, kuvvetli diğer kokular ve kimyasal maddeler, açlık, öğün atlama, çok ya da az uyuma, uyku düzenindeki bozukluklar, uçak yolculukları, doğum kontrol hapları, adet dönemi gibi kadınlardaki hormonal değişiklikler, çikolata, kabuklu kuruyemiş ve kırmızı şarap.''
AĞRI KESİCİ HAP SAYISI AYDA 15'İ GEÇİYORSA, DİKKAT
Baş ağrısının sürekli ve artan şiddetle devam etmesi durumunda, doktora başvurulması gerektiğini ifade eden Zarifoğlu, ''En sık rastlanan durum, aşırı ağrı kesici kullanımında kaydedilen ayda 15 tabletten fazla kullanımdır. Bu hastalarda ilk iş, ağrı kesicilerin kesilmesi ve migren koruyucu tedavinin başlanmasıdır'' dedi.
Zarifoğlu, bazı hastaları, hastaneye yatırarak tedavi etmek zorunda kalabildiklerine işaret ederek, şunları kaydetti:
''İlk kez ağrıyla tanışan kişinin yaşı 10'un altında, 50'nin üstündeyse, daha önce mevcut olan ağrının şiddeti, şekli değiştiyse, tedaviye cevap vermiyorsa, baş ağrısı şimdiye kadar hayatında karşılaştığı en şiddetli ağrıysa ve ağrı bir fiziksel aktivite sırasında (ağır bir yük kaldırmak, cinsel ilişki) ortaya çıkmış ve şiddetini arttırmışsa mutlaka doktora gitmek gerekir.''